« Önceki ::

KAYIP BALIK (NİYET VE KALP GÖZÜ)

Birgün bir rahip bir iki tasavvuf kitabını okuduktan sonra kendisini kimsenin tanımadığı bir Müslüman köyüne gelip kendini Allah dostu bir mürşidi kamil olarak tanıtır. Etrafına insanlar toplanır ve ona bağlanıp talebesi olurular. Bir gün bu talebelerden birinin kalp gözü ‘(Keşfi) açılır. Derken köylerine bir heyet gelir. Bunlar zamanın meşayihini gezip kendilerince imtihan etmekteler. Rahibin yanına gelip “Bizim bir sorumuz olacak eğer cevap verebilirsen senin hakiki Allah dostu olduğunu anlar ve sana bağlanırız.” Derler. Rahip “Sorunuz nedir?” Diye sorar. Onlar “Biz bir yerden bir şey alıp bir şeyin içinde bir yere sakladık. Bunun ne olduğunu ve nerede olduğunu bilirseniz demek ki davanız Alah için ve siz de Allah dostusunuz diye bizde inanacağız.” Rahip hele burada bir iki gün kalın size cevabınızı veririm der. Onlar da kabul ederler ve orada kalırlar. Bu arada Rahip kara kara düşünmekte ve iç yüzünün açığa çıkacağını düşünüp endişelenmektedir. Bir ara kalp gözü açılan talebesi “Efendim neden öyle düşünceli, mahzun ve dalgınsınız? Bir sorun mu var?” diye sorar. Rahip ilkin bişi demez ama talebe onu sıkıştırınca heyetle aralarında geçen konuşmayı anlatır. Talebe “Mahzun olduğunuz konu bu mu?. Bu çok kolay” der. “Siz onları buraya çağırın ve -Ben böyle basit işlerle uğraşmam bir talebem var o size cevap versin- deyin ve işi bana bırakın” der. Rahip peki der ve onları çağırır. Onlara “Ben böyle basit soruları cevaplamam bunu cevabını bir talebem var o size versin” der ve talebesine “Bunların cevabını ver” der. Talebe kalp gözü ile kontrol eder ve onlara der ki “Her şey yerli yerinde. Yalnız Dicle nehrinden bir balık eksik. Bu balık avcıların kamışıyla bir gözünü kaybetmiş ve şu an içi su dolu bir leğenin içinde ve bu leğende falan yerde bir sedirin altında” diye cevap verir. Heyettekiler hayret eder ve “Talebe böyleyse hocası kim bilir nasıl” der ve “Hakikaten siz büyük bir velisiniz” derler. Onlar oradan ayrıldıktan sonra Rahip talebeye “Sen bunu bildiğine göre şimdi benim de gerçek kimliğimi biliyorsundur” der. Talebe:”Evet siz bir Hıristiyan Rahipsiniz” der. Bunun üzerine Rahip: “Madem öyle neden şimdiye kadar beni deşifre etmedin?”  diye sorunca talebe: “Ben sizden zahiren şeriata muhalif bir hareket göremedim ve sizi Allah için sevip size bağlandım. Ben sizi Allah dostu bilip o niyetle sizi sevip size bağlanınca Allah cc bana bu makamı verdi ve kalp gözüm açıldı. Kalp gözüm açıldıktan sonra da sizin kimliğinizi gördüm ama yine de şeriata muhalif bir hareket yapmadığınız için sizi deşifre etmedim. Benim niyetim Allah içindi ve sizin sebep olmanızla amacıma ulaştım. Sizin niyetiniz ne ise o sizinle Allah arasındadır beni ilgilendirmez “ dedi. Rivayet edilir ki bu rahip bu olaydan sonra bir mürşidi kamilin yanına gidip iman eder ve kısa bir süre sonra Allah ona da irşad ve keşif makamı verir.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Kalp Gözü,Niyet,Rahip,Dicle,Balık

ARPA EKMEĞİ VE SU

 

Biri bir Allah dostuna sorar:

Ne yer ne içersinz

Allah dostu

Arpa ekmeği ve su  yiyip içerim

Adam:

Hep bu yemeği yemekten bıkmazmısınz?

Allah dostu

Bıkmaz olurmuyum.

Hep aynı yemeği yediğimden

bazen bir türlü iştahım çekmiyor

Adam

Peki bundan bıktığınız  zaman ne yapıyorsunuz

İştahım çekinceye kadar bişi yemiyorum.

İştahım çekince de tekrar arpa ekmeği ve su yiyip içiyorum

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Arpa ekmeği,Su,Adam,Veli,Bıkmak

ÜHÜ ÜHÜ

 

 

Adam camiye itikafa girmişti.

Kendi kendine

Yarabbi sen bana yedirmeyince yemeyecek, içirmedikçe içmeyeceğim” dedi.

Birinci günü aç geçirdi,

ikinci günü de açtı.

üçüncü gününü de gün boyunca aç geçirdi

derken üçüncü günün sonunda

cemaaten biri mevlid vermiş

yemeği cami cemaatine dağıtmak için camiye getirmişti.

Bütün cemaate yemek verdi

ama bizimkini fark etmedi.

Bizimki baktı adam ona yemek vermeden gidiyor.

Üç gün üç gecedir de bişi yememişti.

Çaresiz elini ağzına götürüp hafiften ühü ühü diye öksürdü.

Yemek sahibi “Vay” dedi “Caminin en takvalı adamını unutmuşuz!”

ve ona da yemek verdi.

Bizimki bir yandan yemek yerken bir yandan da kendi kendine gülüyordu

Yarabbi” dedi “Senden isteyene veriyorsun vermesine

ama illaki

bir ühü ühüyle de olsa Ona istetiyorsun

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Cami,İtikaf,Cemaat,Mevlid,Yemek

YALANA HAYIR

 

 

BELA ve MUSİBET

Öyle Şeylerdir Ki

ALLAH Bunları Kullarına Verir.

Ta Ki Kimse

Yalandan

Ben ALLAHI Seviyorum

Demesin

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Allah,Kullar,Bela,Musibet,Yalan

DÜNYADAYKEN SENDE BENİ EN SONA BIRAKIRDIN

 

 

Kıyamet kopmuş herkes mahşer alanına toplanmıştı.

Sırat kurulmuş insanlar sırattan geçmeye çalışıyordu.

Korkunç bir korku, dehşet, kaos ve curcuna hali vardı

herkeste ve etrafta…

Adam sıratın üstünden emekleye emekleye geçmeye çalışışıyordu.

Ha düşütü ha düşecek!

Büyük bir korku, heyecan ve tedirginlik içinde

nasıl düşmeden geçeceğini düşünürken

birden ayağı kayıp düştü.

Eyvah!” Dedi.

Beni kurtaracak kimse yokmu?”

Birden bir el onu havada kavrayıp çekti ve kurtardı.

Baktı saçları beyazlamış yaşlı bir adamdı Onu kurtaran.

Parlaktı ama fazlada değil:

 Allah senden razı olsun beni kurtardın.

Sen’den olmasa cehenneme yuvarlanmıştım.

Dedi ve merakla

Sen kimsin? Sahi

diye sordu.

Ben senin dünyada kıldığın namazınım

dedi tebessüm ederek Yaşlı adam.

Madem öyle

neden beni ben tam düşecekken en sonda kurtardın? Hem neden böyle yaşlısın”

diye hem sitem hem merak ederek sordu adam

 

Sende dünyadayken beni en sona bırakıp öyle kılardın.

Bundandır genç olmayışım ve geç gelişim

dedi Yaşlı Adam.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Namaz,Sırat,Cehennem,Yaşlı Adam,Kurtarma

YILAN’IN İSKENDER’E HEDİYESİ

 

 

İskenderi Zülkarneyn tahtında otururken birden huzura bir yılan geldi. İskenderin karşısında kuyruğunun üzerine kalkıp indi geri geri gidip tekrar ileri geldi sonra saraydan çıktı. İskender: “Bu yılan sanki bir şeyler anlatmak istiyor? Onu takip edin bakalım” dedi. Bir iki kişi yılanı takip ettiler. Yılan sarayın bahçesine girdi. Bahçede bir kör kuyu vardı. Kuyunun içine girip kayboldu. İskender “Kuyunun dibine inip bir bakın!” diye emir verdi. İki kişi kuyunun dibine indiler. Baktılar ki bir yılan ile bir akrep kavga ediyor. Yılan ne yapıyorsa akrepten kurtaramıyor kendini. Demek diğer yılan bu yılan için yardım istemeye gelmişti. (Yılan ve akrep kavga ettiğinde çoğunlukla akrep yılanı alt eder. Çünkü yılanın akrebi öldürebilmesi için onu ısırıp dişlerini ona geçirmesi lazım ki bu durumda yine akrep iğnesini onun ağzına batırır ve onu öldürür.)

Kuyuya inen askerler akrebi öldürüp yılanı kurtardılar ve yukarı çıktılar. Bir süre sonra yardım istemeye gelen yılan tekrar iskenderin huzuruna geldi. Bu sefer ağzında bir çekirdek vardı. Çekirdeği İskender’in önüne yere bırakıp geri geri gitti. İskender çekirdeğe baktı. Sonra yanındakilere gösterdi. Herkes ilk kez görüyordu böyle bir çekirdeği. İskender: “Bu çekirdek bir şeyin tohumudur muhakkak. Onu ekin bakalım ne çıkacak” dedi. Çekirdeği ektiler. Zamanı gelince yeşil ve kocaman meyveler tutu. Kestiler içi kıpkırmızıydı. Kimse yemeye cesaret edemedi. Ne de olsa Yılanın hediyesiydi. Bir kişi “Falan mahallede çok yaşlı, el ayak altına düşmüş kötürüm bir ihtiyar var. Ne ölüp kendine kurtuluyor ne de iyileşiyor ki ona bakanlar kurtulsun. En iyisi bunu ona verelim eğer zehir ise zaten ölür ve kendine kurtulur değilse biz de tadına bakarız” dedi. Sonra meyveyi o hastaya verdiler. Yaşlı adam bunu yiyince öldü. Bir süre sonra: “Falan yerde aynı hastadan bir tane daha var bari ona da bundan verelim de adam kendine kurtulsun” diyip ona da verdiler. Ama o hasta bunu yiyince iyileşti. Meğer ilk hastaya verdikleri meyve tarladayken çatlamış

 Ve zehirli bir hayvan ona zehrini enjekte etmişti. Bu hasta iyileşince herkes bu meyveyi yemeye başladı. Bu meyveye sonradan karpuz adı verildi.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Zülkarneyn,İskender,Karpuz,Yılan,Akrep

ŞAHI NAKŞİBEND VE HIZIR a.s

 

Bahaeddin

bir gün mürşidi olan seyit Emir Külal hazretlerinin yanına

dergaha gidiyordu.

Yolda birine rastladı. Yolunu değiştirdi.

Biraz sonra aynı kişi yine karşısına çıktı yine yolunu değiştirdi.

Aynı kişi yine karşısına çıktı. Yine yolunu değiştirecekken

karşısına çıkan kişi ona:

Bir dakika. Sen beni tanıyormusun?

diye sordu. Bahattin:

Evet seni tanıyorum. Sen Hızır a.s’sın” dedi.

Hızır a.s:

Madem beni tanıyorsun O zaman neden

Herkes beni görmek için kurbanlar,

sadakalar ve mevlidler kavlederken

ben üç kezdir karşına çıkmama

ve sen beni tanımana rağmen

 bile bile yolunu değiştiriyorsun?

 Bunun sebebi nedir?

Diye sordu. Bahaeddin:

Ey Allahın nebisi benim bir kalbim var onu da

mürşidim olan Seyid Emir Külal hazretlerine

teslim etmişim.

Allaha dua et ki Allah cc bana bir kalp daha versin

ki onu da sana teslim edeyim!” dedi.

Bunun üzerine Hızır a.s

Onun elbisesini açıp mübarek elini

Bahaedidn’in sırtına vurup

Helal olsun sana! Sen tarikatı Nakşibendi’nik pirisin!

Adın Şahı Bı nakş olsun” (Nakışlı Şah) dedi.

Hızır a.s’ın elinin ve parmaklarının izi

nakış şeklinde Bahaeddinin sırtında oluştu

O günden sonra da Bahaeddin’in ismi Şahı Nakşibend oldu.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Bahaeddin,Şahı Nakşebend,Hızır a.s,İki kalp,Emir Külal

GÖZ YAŞI

 

Denir ki:

Bütün insanların gözyaşı bir araya gelse

Hz Davut a.s’ın döktüğü gözyaşı kadar olmaz

Bütün insanların ve Hz Davut a.s.’ın gözyaşı bir araya gelse

Hz Adem a.s’ın döktüğü gözyaşı kadar olmaz

(İkisi de İmtihanda Kalmıştı)

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Hz Adem,Hz Davut,Gözyaşı,İmtihan,Bütün insanlar

SU ÜZERİNDE YÜRÜMEK

 

Bir Allah dostu bir menkıbesinde diyor ki:

“Bir gün bir su kenarına geldim.

İç alemimi kontrol ettim.

İçimi bir sekine, bir eminlik kapladı ve suya bastım.

sonra

Su üzerinde yürüyerek gideceğim yere gittim.

Sonra başka bir gün yine su kenarına geldim.

İç alemimi kontrol ettim.

Su üstünde yürümeye dair bir karar ve istikrar oluşmadı bende.

Ayağımı su üstüne bıraktım

baktım ayağım batıyor.

Oradan ayrılıp gideceğim yere başka şekilde gittim.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Su üzerinde yürümek,Allah Dostu,Sekine,Karar,İstikrar

RIZA MAKAMI

 

 

Hep:

ALLAHIM BİZDEN RAZI OL

diye dua ederiz

Peki

BİZ ALLAHTAN RAZIMIYIZ?

(Eğer Biz Ondan Razıysak Muhakkak Ki O Da Bizden Razıdır)

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Rıza makamı,Rıza,Dua,Sıkıntı,Eziyet

SAKACI (MEVLANA HALİDİ BAĞDADİ)

 

Mevlana Halidi Bağdadi hazretileri Abdullahi dehlevi hazretlerine intisap edince Alim olduğunu (Hemde o dönemde emsali bulunmayacak derinlikte bir alim olduğunu) söylemedi. Dehlevi hazretleri de hiçbir şey sormadı. Yanındakilere “Dergahta hangi işte açık var” diye sordu. Ona “Dergahta su sıkıntımız var, bir sakacı olsaydı iyi olurdu” dediler. Bunun üzerine Dehlevi hazretleri ona dergaha su taşıma vazifesi verdi. O da bu şekilde su taşımaya başladı. Bir gün dergaha su taşırken baktı iki üç hoca derin bir konu hakkında tartışıyorlar ve bir türlü çıkış yolu bulamıyorlar. Yanlarından geçerken ayaküstü onlara: “Yanılmıyorsam tartıştığınız bu konu ve sorunun cevabı falan kitabın falan sayfasında yazılıdır” dedi ve gitti. Hocalar kendi aralarında “Bak biz bu işi çözemedik ama  sakacı çözmüş de bize ders veryor” diye gülüştüler. İçlerinden biri söylenen kitabı bulup söylenen sayfayı açtığında hayretler içinde kaldı. Aradıkları sorunun ayrıntılı ve tatmin edici cevabı o kitapta yazıyordu. Hemen Abdulahi dehlevi hazretlerine gidip “Efendim siz ne yapmışsınız” dediler. Dehlevi hazretleri “Hayırdar ne oldu?” diye sorunca başlarından geçeni anlatıp: “Siz Halid gibi derin bir alimi sakacılık işine vermekle onu harcıyormuşsunuz” dediler. “Dehlevi hazretleri “Hala hala demek öyle” dedi. Öğle namazı için kamet okununca Dehlevi hazretleri “Halit hani?” diye sordu. Mevlana Halid: “Buyurun efendim” dedi. “Sen derin bir alim imişsin, geç de bize öğle namazını kıldır” dedi. “Bağdadi hazretleri yok dediyse de Dehlevi hazretleri tavsiye değil emir vermişti. Mecbur mihraba geçti. Namaz için niyet getirince birden sinesindeki ilmin silindiğini hissetti. Ne yaptıysa besmeleden öte geçemedi ve namazı bozdu. (Dehlevi hazretleri manevi tasaruffat ile sinesindeki ilmi muvakkat olarak almıştı.) Namazı bozunca Dehlevi hazretleri hocalara dönüp tebessüm ederek “Hani derin bir alimdi? Fatihayı bile doğru dürüst söyleyemiyor” dedi ve başkası namazı kıldırdı. Mevlana Halid hazretlerinin yaptığı bu hareketin (İlmini açığa çıkarma çabası) olgunlaşma sürecinin 7 yıl daha uzamasına neden olduğu söylenir.  

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Dehlevi,Bağdadi,Sakacı,Hoca,kitap

TEK NAZAR VE SON MAKAM (HALİDİ BAĞDADİ k.s)

 

Mevlana Halidi Bağdadi Hz. Manevi eğitimini tamamlayıp Abdullahi Dehlevi hazretlerinden halifelik alıp Dehliden ayrılınca Hocası Abdulahi Dehlevi hazretleri Bağdadinin atının yularını tutup yaklaşık 4 mil boyunca onunla giderek onu yolculadı. Mevlanadan ayrılınca bazı talebeleri kendi aralarında “Hocamız neden bu Molla Halit’e bu kadar hürmet ediyor ki, onun ne farkı var bizlerden” diye söylendiler. Bu arada Abdullahi dehlevi hazretleri durmuş ona bakıyordu. Mevlana Halit epey uzaklaştıktan sonra bir ara arkasını dönüp onlara baktı. Abdullahi dehlevi hazretleri derin bir nefes çekip Allaha hamd etti ve yanındakilere “Bu Molla Halit dehlideki (Kendini kastediyordu) tüm nisbeti silip süpürerek aldı ve yanımızda bir şey bırakmadı. Ben o halde bakarken arkasını dönüp bize baktığında bir miktar nisbeti kerem ederek bize bıraktı. Bu nisbet te vefatımdan sonra yine ona yetişecek” dedi. Mevlana hazretleri oradan ayrılıp yoluna devam etti. Akşam namazına yakın bir köye yetişti. Köyün camisine gitti. Akşam namazından sonra cemaat dağıldı. Bir köylü yanına gelip evine davet etti. Ev sahibi Mevlana hazretlerine izzet ikramda bulundu. Sonra ona dedi ki “Ben çok fazla dindar bir insan değilim. Akşam namazını camide cemaatle kılarım ki bir yabancı varsa onu evime götürüp ağırlayayım.”. Mevlana hazretleri bu adamı sevdi ve ona “Benim bir sandığım var ki içindekiler henüz ne metreye ne de tartıya vurulmuş değil. İstersen amelsiz (bir nazarla seni olgunlaştırıp) sana halifelik vereyim.” Dedi. Adam: “Ben şeyhlik, halifelik yapamam, posta oturup insanlarla uğraşamam. Ama eğer vereceksen bana kendi makamını ver. (beni bulunduğun manevi hale ulaştır)  Bağdadi hazretleri “Allahtan kork” dedi ve iki omzunu açıp ona gösterdi 7 yıl boyunca dergahta sakacılık yapmış, su taşımış, omuzlarının üzeri yarım parmak nasır bağlamıştı. “Ben bu duruma kolay gelmedim” dedi. Adam “Eğer vereceksen kendi makamını ver, vermeyeceksen başka bir şey istemiyorum” dedi. Bağdadi hazretleri baktı adam çok ısrarlı “Sen güç yitiremezsin, dayanmaz vefat edersin, sana söyleyeyim” dedi. Adam “Olsun” dedi. Bunun üzerine Mevlana hazretleri adama nazar etti. Adam birden değişmeye, renkten renge girmeye başladı. Giderek Mevlana hazretlerinin heybet ve haleti ruhiyesine bürünmeye başladı. Sonra dayanamayıp yığıldı ve can verdi. Ertesi sabah köylü mezar kazıp defin işlemlerine başladılar. Bağdadi hazretleri bizzat onu yıkadı. Sonra onu defnettiler. Defin işlemi bitince Mevlana hazretleri köylüye “Bu sizin köylünüz ve akrabanız, bense bir yabancıyım. Ama şu an ona benden daha yakın olanınız yok. Rica edersem mezar başında biraz bekleme vazifesini bana verirmisiniz.” dedi. Cemaat tamam dediler. Köylü gittikten sonra Mevlana hazretleri mezara teveccüh edip “Kardeş durumun nasıl?” diye sordu. Mezardaki “Durumum  çok iyi. Yüz yıl amel ve taat, ibadet etseydim bu makama ulaşamazdım. Senin sayende Allah bana bu makamı verdi” dedi. Mevlana hazretleri “Hakkını helal et” dedi. “Adam “Senin sayende bu devlete eriştim ne hakkı. Dedi ve hakkım helal olsun.  Dedi. Sonra Bağdadi hazretleri oradan ayrıldı.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Abdullahi Dehlevi,Mevlana Halidi Bağdadi,Nazar,Saka,Makam

BİR HIZIR (a.s) KISSASI

 

Bir gün bir kişi (aynı zamanda dostu olan) bir Allah dostuna “Ben Hızır a.s’ı görmek istiyorum. Ne olur bana onu göster” diye yalvarır. Allah dostu ona: “Cuma günü camiye git. İmam hutbeye başlayınca sağ tarafına bak. Sağındaki üçüncü kişi Hızır a.s. olacaktır.” Dedi. Bizimki Cuma günü camiye gitti. Hoca hutbeye başlayınca sağ tarafındaki üçüncü kişiye baktı. Üçüncü kişi, çok iyi tanıdığı bir köylüsü çıktı. Bizimki hiçbir şey söylemedi. Hutbeden sonra dostunun yanına gidip “Hani üçüncü kişinin Hızır a.s. olacağını söylemiştin. Oysa sağ tarafımda oturan üçüncü kişi benim çok iyi tanıdığım bir köylümdü. “ dedi. Allah dostu ona: “O Hızır a.s’dı, istediği kişinin şekline girebilir” dedi. Bizimki “Ne olur bir dahaki Cuma yine gelsin, onu göreyim” dedi. Allah dostu “peki” dedi. “Bu kez sol tarafındaki üçüncü kişi Hızır a.s. olacak” dedi. Cuma günü olunca bizimki hutbeye gitti. Hutbe başlayınca sol tarafına baktı. Bir de ne görsün heybetlimi heybetli bir paşa oturuyor. Namaz bitince “Ben nasıl bunun yanına gidip de sen Hızır a.s’sın derim.” Diyerek korkudan yanına yaklaşamadı bile. Sonra dostunun yanına gidip “Söylediğin yerde öyle heybetli bir paşa oturuyordu ki korkudan yanına yaklaşamadım bile” dedi. Allah dostu tebessüm ederek “O Hızır a.s’dı dedi. Bizimki “Böyle olmaz O gelip bana –Ben Hızır’ım- desin” diye ısrar etti. Allah dostu peki dedi falan pazara git. Biri gelip ben Hızır’ım diyecek” dedi. Bizimki söylenen pazara gitti. Biraz sonra elinde asasıya bir deli pazara geldi. Pazarda bağıra bağıra Ey ahali ben Hızır’ım! Diye gezmeye başladı. Herkes ona bakıp gülüyor, çocuklar arkasından koşup onu kovalıyordu. Deli bizimkinin yanına sokulup “Ben Hızır’ım Hızır!. Ne istiyorsun benden?” diye sordu. Bizimki “İstiyorum ki bana bir cehennemlik bir de cennetlik adam gösteresin” dedi. Hızır a.s gel benimle dedi.  Çarşıya gittiler. Bu çarşıdaki bir manifatura dükkanına girdiler. Hızır a.s dükkan sahibine “Bana şu en üst raftaki  kumaşı indire bilir misin?” dedi. Dükkan sahibi yaşlı bir adamdı. “Aynısı tezgahta var” dedi. Hızır a.s “Tezgahtakininn rengi sanki biraz solgun gibi” dedi adam ters ters baktı. Hızır a.s: “Tamam o zaman onun yanındakini indir” dedi. Adam: “Şu tezgahta olan da onun aynısı” dedi. Hızır a.s “Ama sanki bu ile o aynı değil gibi. Baba sen o en üst rafta olan kumaşı indir” dedi. Adam sinirlenerek “Size aynılarının numunesi tezgahta var diyorum siz benle alay eder gibi illa onu indir diyorsunuz!.. Hadi!.. Hadi! Kumaş mumaş yok çıkın dükkanımdan!” Diyerek onları azarlayıp dükkandan kovdu. Hızır as. Bir şey demeden dışarı çıktı. Başka bir dükkana girdiler. Dükkan tıklım tıklımdı. Dükkana bir müşteri çıkıyor bir müşteri giriyordu. Bir genç mezrosu omzunda biriyle pazarlık yaparken birine kumaş kesiyor. Hızır a.s “Selamün Aleyküm” dedi. Genç “Aleyküm selam amca. Emredin” dedi. Hızır a.s “Evladım şu en üst raftaki kumaşı indirebilirmisin” dedi. Genç “Aynısı yerde var” dedi ve gösterdi. Hızır a.s bu biraz solgun sanki. Sen bi zamet onu indir” dedi. Genç söylenen kumaşı indirdi. Hızır a.s kumaşı evirip çevirdi ve “Yok” dedi “Bu güzel değil. Sana zahmet onun yanındakini indir” Genç tekrar “Aynısı aşağıda var” dedi. Hızır a.s “Yok yok o Sanki biraz bundan farklı. Sen onu indir” dedi. Genç onu da indirdi. Hızır a.s ona da bakıp “Valla bunu da beğenmedim sen diğer raftaki en üst tarafta olan kumaşı bi zahmet indir” dedi. Genç yine aynısı aşağıda var dediyse de Hızır a.s “ Sen onu indir” dedi. Onu da indirdi genç ve Hızır a.s onu da beğenmedi. Bu şekilde üst raflardaki tüm kumaşları indirtti. En son bir kumaşa “Bunu beğendim” dedi. “Genç iyi dedi kaç metre istiyorsun amca?” diye sordu. Hızır a.s: “Seni bunca yorduktan sonra belki kızacaksın ama yarım metre bana yeter” dedi. Genç “Olurmu amca. Müşteri müşteridir. Rahatsız olurmuyum, benim işim bu.” Dedi. Ve kumaştan yarım metre kesti. Hızır a.s “Ya Delikanlı kumaşı kestin ama kusura bakma bu kumaş daha güzel gözüküyor. Eğer kızmazsan sen diğerini bırak ve bundan bana yarım metre kes” dedi. Genç: “Bişi olmaz bunu başkasına satarım” diyip istenen kumaştan yarım metre kesti ve sardı. Hızır a.s: “Ey delikanlı” dedi ” kızmazsan sana bir şey diyeceğim” Genç: “Buyur amca” dedi. Hızır a.s Yanımda şu an para yok.” Genç “Bişi olmaz sonra getirirsin” dedi. Hızır a.s “Olur mu beni tanımıyorsun belki paranı getirmem. En iyisi ben kumaşı almayayım”  Genç:”Sen kumaşı al amca. Paran olunca getirirsin. Getiremezsen sana helali hoş olsun” dedi. Hızır a.s yanındaki adama dönüp “İlk gittiğimiz dükkandaki adam cehennemlikti, bu genç cennetliktir” dedi ve kayboldu.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Hızır a.s,Kıssa,Deli,Manifatura,Kumaş

OTUZ ÜÇ DİŞ (VEYSEL KARANİ K.S.)

 

Veysel Karani hazretleri Yemenden kalkarak uzun yollar kat etmiş ve Medine i Münevvere’ye Efendimizi görmeye gelmişti. Birine “Allahın Resulünün evi nerede?” diye sordu. Ona Efendimizin evini gösterdiler. Üveys hazretleri Efendimizin evine gidip hane i Saadetin kapısını çaldı. İçerden Ayşe annemiz perde arkasından “Kim O?” diye seslendi. Üveys hazretleri “Allahın Resulü evdemi?” diye sordu. “Hayır” dedi annemiz. (Bir rivayete göre efendimiz gazadaydı) Efendimizin evde olmadığını ve gazaya çıktığını söyledi. İsterse mescide, Suffaya gidip onu bekleyebileceğini söyledi. Ama Üveys hazretlerinin hasta olan annesine verdiği sözü vardı. Annesi hastaydı ve onun bakımına muhtaçtı. Bekleyemezdi. “Bekleyemem, Annem hasta. Bana ihtiyacı var. Gitmeliyim.  Dedi. Yanında getirdiği bir kese vardı. Bunu kapının yanına bırakarak “Bu hediyemi ahiret kardeşim Allahın Resulüne veriniz lütfen” dedi. Meçhul yabancı Efendimiz için “Ahiret kardeşim” deyince Ayşe annemizin dikkatini çekti ve merak edip Kapının aralığından bu meçhul yabancıya baktı. Veysel Karani hazretleri bir iki adım attıktan sonra durdu ve haneyi saadete dönerek kendi kendine “Ben Allahın Resulünü göremedim. Ama Ayşe annemiz de onu göremedi” dedi ve gitti. Ayşe annemize bu kelime çok acayip geldi. Kimdi bu adam… Üveys hazretleri Yemene doğru yola çıkıp gitti. Efendimiz s.a.v gazadan dönünce adetleri gereği ilkin mescide gider iki rekat namaz kılardı. Gidemeyen sahabe gelip Efendimizi ziyaret eder mazereti olan mazeretini bildirir sonra Efendimiz eve giderdi. Efendimiz mescide uğradıktan sonra eve geldi. Eve gelince Ayşe Annemize “Değişik bir koku var burada. Ben yokken gelen oldu mu?” Ayşe annemiz Üveysi hatırlayıp “Evet” dedi ve onunla geçen diyalogu anlattı. Sonra o keseyi Efendimize verdi. Efendimiz O yabancıyı tarif etmesini söyledi. Annemiz: “O kişi dikkatimi çekti. Siz onu sorarsınız diye kapı tahtalarının aralığından ona baktım” dedi ve onu tarif etti. Sonra Efendimize “O yabancı sizin için Ahiret kardeşim dedi.” Resulülah “Doğrudur. O benim ahiret kardeşimdir” dedi. Efendimiz Ayşe annemize “Ona hangi gözünle baktın?” diye sonrdu Annemiz “Sağ gözümle” dedi. Efendimiz Ayşe annemizin sağ gözünü ziyaret etti. Sonra Ayşe annemiz “Birde giderken ‘Ben Allahın Resulünü göremedim. Ama Ayşe annemiz de onu göremedi’ dedi. Ben sizin eşinizim, nasıl sizi görememişim? Bu kelimenin anlamı nedir?” Efendimiz “Ben burada olsaydım onun beni göreceği şekilde (hakikatte) Sen beni görmemişsin ya Ayşe” dedi. Ayşe annemiz “Anam babam sana feda olsun ya Resulüllah seni  hakikatte görmek istiyorum” diye rica etti. Efendimiz “Ya Ayşe beni görmeye gücün yetmez” dedi. Ayşe annemiz çok ısrar edince Efendimiz s.a.v mübarek yanağından bir madeni para büyüklüıünde yerden manevi perdeyi kaldırdı. Ayşe annemiz derhal bayılıp cezbe hale kapıldı ve kendine gelemedi. Bir süre böyle kaldıktan sonra Efendimiz onun üstüne okuyup Allaha dua edince kendine geldi. Sonra efendimiz “Eğer ben hayatta olup onun üstüne okumasaydım Ayşe yaşadığı sürece cezbe halinde kalır ve kıyamete kadar da kendine gelmezdi” diye buyurdu. Sonra mescide gidip sahabelere: “Ahiret kardeşim gelmiş. Beni göremeden gitmiş. Ayşe kapı tahtalarının çatlağından onu görmüş. Ben Ayşe’nin gözlerini ziyaret ettim sizde benim dudağımı ziyaret edin” dedi ve sahabe Efendimizin mübarek dudağını ziyaret etti. Sonra efendimiz keseyi açtı. İçinde 33 adet diş vardı. (Üveys hazretleri Uhudda efendimizin mübarek iki dişinin şehit edildiğini duyunca –Onun dişleri şehit olmuşken ben nasıl ağzımda dişle gezerim- diyerek iki dişini çekmiştir. Şeytan aleyhi lanet ‘Belki bu iki diş değil diye vesvese verince başka iki dişini çekmiş, şeytan belki bunlar da değil diyince bütün dişlerini çekmiş ve “Ey Lain! O iki diş muhakkak bu çektiklerim içindeki iki dişti” diyerek tüm dişlerini bir keseye koymuştu.) . Efendimiz 33 dişi mübarek sağ eline alıp teker teker sol eline bıraktı ve her dişi diğer avuca bırakırken “Suphanellah” dedi. Sonra tüm dişleri sağ eline tekrar koyup teker teker sol eline “Elhamdulillah” diyerek bıraktı. Sonra aynı hareketi “Allahu Ekber” diyerek tekrarladı. Namazdan sonraki tespih oradan gelmedir.  

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Veysel karani,33 diş,Suphanellah,Elhamdulillah,Allahuekber

KOMİKLİK YAPAN ÇOCUK

 

Efendimiz s.a.v Medine de ashabına ne zaman mescitte namaz kıldırsa küçük bir Yahudi çocuk cemaatin önüne gelip komik hareketler yapar, acayip sesler çıkarıp dikkatlerini dağıtmaya çalışırdı. Namaz bitince de kaçarak oradan uzaklaşırdı. Sahibiler kaç kez çocuğu kovalayıp yakalamayı düşündüyseler de Resulüllah s.a.v efendimiz buna izin vermedi. Bir ara birkaç gün boyunca bu çocuk ortalıklarda görünmedi. Efendimiz sahabeye “Biz namaz kılarken komiklik yapan bir çocuk vardı. Kaç gündür görünmüyor. Haberiniz var mı?” diye sordu. Sahabe “Anam babam sana feda olsun ya Resulullah o çocuk ağır hasta. Evinde yatıyor” dediler. Efendimiz s.a.v: Haydi O’nun ziyaretine gidelim dedi ve birkaç sahabe ile Yahudi’nin evine gelip kapıyı çaldılar. Çocuğun babası kapıyı açıp ta Efendimizi görünce şok oldu. Bunca zamandır kendisine düşmanlık ettiği efendimiz misafirliğine, oğlunun ziyaretine gelmişti. İçeriden hanımı “Gelen kim” diye seslendi. Adam: “Medine’nin en eşrafı evimize geldi” demekten kendini alamadı. Efendimizi içeriye buyur etti. Efendimiz çocuğun başucuna geldi. Çocuk ateşler içinde yanıyordu. Çocuğun ellerini tutup “Evladım La ilahe ilellah muhemmedü resulüllüh de ki mahşerde sana şefaat edebileyim!” Çocuk babasına baktı. Babası başını olur anlamında eğince çocuk “Eşhedü en la ilahe ilellah ve eşhedu enne muhammedu abduhu ve resuluhu” dedi ve biraz sonra da vefat etti. Efendimiz s.a.v bizzat namazını kıldırıp onu kabre koydu. Sonra mübarek gözlerinden yaş aktı. Biraz sonra da bir gül gibi açılarak mütebessim bir çehreye büründü. Ona “Anam babam sana feda olsun Ya Resulüllah neden ünce mahzun odunuz ve sonra da tebessüm ettiniz?” diye sorduklarında: Efendimiz: “ Bu çocuğun küçük yaşta ölmesi beni mahzun edip gözlerimi yaşarttı. Sonra Allah cc bana onun cennetteki halini gösterdi. İman edip bu makama ulaştığını görünce sevinip tebessüm ettim.” Dedi.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Efendimiz,Çocuk,Yahudi,Ağlama,Vefat

SÜRME

 

Hz Musa a.s.

Turi Sina dağında Allah cc ile bir tekemmül (konuşma) esnasında

Yarabbi seni girmek istiyorum, Bana kendini gösterirmisin?” dedi.

Allah cc

Ya Musa sen beni görmeye güç yitiremezsin.” Dedi.

Hz Musa Allah cc’yu görmeyi çok istiyordu.

Bunun üzerine Allah cc

Ya Musa kudretimle şu dağa tecelli edeceğim.

Eğer bu dağ buna dayanabilirse sen de beni görmeye dayanırsın

diyerek Turi Sina dağına tecelli etti.

Dağ bu tecellinin ağırlığından sarsılıp savrulmaya başladı.

Kimi rivayetlere göre üç parçaya ayrılıp savruldu.

 Bir parçası savrulup Nur dağını

bir parçası da Uhud dağını oluşturdu.

Musa a.s da bayıldı.

İşte o tecellinin etkisiyle yanan o dağdan

Bu gün gözlere sürur veren sürme yapılmaktadır.

Bu sürme sünettir ve Efendimiz s.a.v bu sürmeyi kullanmış

ve kullanılmasını tavsiye etmiştir.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Allah cc,Hz Musa,Turi Sina,Sürme,Bayılma

HZ İDRİS (CENNETE GİRİNCE ÇIKMAYAN PEYGAMBER)

 

Allah cc İdris a.s’a 30 sayfalık bir suhuf indirmiştir. Rivayet edilir ki İdris a.s’ın suhufunda hikmet vardı ve fizik, kimya, matematik gibi ilimler ve hikmet İdris a.s’ın suhufundan çalınmıştır. İdris a.s aynı zamanda terzilerin piridir. İlk kez elbise dikip giyen peygamber oydu. İdris a.s’ın çok hikmetli sohbetleri vardı. Melekler saf saf inip onun sohbetini dinlemeye gelirlerdi. Bir saf melek inerken başka bir saf melek kalkardı. Bir gün Azrail a.s Allah cc’nun izni ile onun sohbetine geldi. Sohbetten sonra İdris a.s ile ahiret kardeşi oldular. Bir gün idris a.s Azrail a.s’a “Ölüm acısı nasıldır merak ediyorum. Bir kez canımı alıp tekrar bedenime bırakabilirmisin” diye rica etti. Azrail a.s Allah cc’dan izin çıkınca Hz İdrisin ruhunu kabzetti ve tekrar bedenine iade etti. Sonra ona sordu “Ölüm nasıldı?” İdris a.s “O esnada öyle bir susadım ki bütün deniz ve nehirler boğazımdan aksa susamam geçmezdi ve saf bir ipek dikenlerin üzerinden hışımla çekildiğinde nasıl yırtılırsa ruhum çekilince bedenim de o şekilde yırtıldı sanki” dedi. Sonra “Cehennemi merak ediyorum bana gösterebilirmisin?” dedi. Azrail a.s Allah cc izin verince onu cehennemin yanına götürdü. Cehennemin kapağı açıldı ve cehennemi gördü. Sonra “Bana cenneti gezdirebilirmisin?” dedi. İzin çıkınca Azrail as:”Cennete girersen çıkmak istemezsin Çıkacağına söz vermelisin” dedi. İdris as da söz verdi. Birlikte cennete girdiler. İdris a.s cenneti gezdi. Çıkma zamanı gelince birlikte çıktılar. Dışarı çıktıktan sonra İdris a.s:”Ayakkabılarımı cennete unuttum” dedi. Azrail a.s “Ben getiririm” dediyse de İdris as “Yok ben getireceğim dedi ve tekrar cennete girdi.” Çıkmayınca Azrail a.s içeri girip Ona “Ayakkabını giydin hadi çıkalım” dedi. İdris a.s “Hayır ben çıkmayacağım” dedi. Azrail as: “Söz vermiştin, nasıl çıkmazsın” dedi. O da “Ben sözümü yerine getirip bir kez çıktım” dedi. Azrail a.s “Yarabbi İdris cennetten çıkmıyor” dedi. Allah cc Hz İdris’e Neden çıkmıyorsun?” diye sorunca Hz İdris a.s. “Yarabbi sen vaat etmişsin ki her nefis ölümü tadacaktır, ben ölümü tattım. Ve yine vaat etmişsin ki herkes cehenneme uğrayacak ben uğradım. Ve yine vaat etmişsin ki Cennete giren bir daha oradan çıkmaz ben de işte cennete girdim” diyince Allah cc cennete kalmasına izin verdi. Sağken cennete girip orada kalan tek kişi odur. Kıyamete kadar orada kalacak. Kıyamet kopup ta Sura üfürülünce o da cennetteki huri, gilman ve melekler ile birlikte vefat edecek sonra insanlar tekrar dirilince o da orada tekrar dirilecektir. 

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Hz İdris,Azrail a.s.,Suhuf,Hikmet,Fen

EMANET

 

Saf bir mürid mürşidine

Efendim ne olursunuz bana ismi azamı öğretin

diye yalvarır.

Mürşidi ne dediyse mürid bu isteğinden vazgeçmez.

Bunun üzerine mürşidi ona bir kapalı kutu verip

Bunu sapasağlam falan yere götürüp teslim et.

Geldiğinde sana İsmi azamı öğretirim” der.

Mürid hemen kutuyu alıp yola çıkar.

Yolda kutudan ses geldiğini görür.

Merak edip açınca içinden bir fare çıkıp kaçarak uzaklaşır.

Mürid kızarak mürşidin yanına gelir ve

Siz bana bir fare vermişsiniz. O da kaçarak uzaklaştı yakalayamadım

der. Mürşidi

Evladım sen bir fareyi bile sahibine selametle teslim edemedin.

Birde İsmi Azamı öğrenmek istiyorsun.

Ben sana nasıl ismi azamı öğreteyim” der.

(Bilgisayar mausu da Faredir)

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : İsmi Azam,Emanet,Mürid,Kutu,Fare

KUL PEYGAMBER

 

Efendimiz s.av. bir tepenin üstündeydi.

Yanında Cebrail. A.s vardı.

Efendimiz s.a.v Cebrail a.s’a

Ey Cebrail İki aydır Muhammedin evinde sıcak yemek pişmedi,

yemek için ateş yakılmadı” dedi.

O bunu deyince

gökten bir binanın yıkılmasına ve çığlığa benzer bir ses geldi

ve bir melek indi.

Cebrail a.s

Ey Muhammed!

Bu inen melek dünya yaratıldığı günden bu yana yeryüzüne inmiş değil

Dedi

Efendimiz

Bu hangi melektir?” diye sorunca

Cebrail a.s:

Bu İsrafildir” dedi.

İsrafil a.s efendimize

Ey Muhammed Allah cc beni sana yolladı.

Yanımda yerin (Yeraltı ve yerüstü) tüm hazinelerinin anahtarı var.

Dilersen bunları sana sunayım ve kıyamete kadar Kral peygamber olarak kal.

Dilersen de Kul peygamber kal!

dedi.

Efendimiz s.a.v. Cebrail a.s’a baktı.

Cebrail a.s “Mütevazi ol

dedi. Efendimiz s.a.v de

Ben kul peygamber olmayı tercih ederim

dedi ve yerin hazinelerinin anahtarlarını kabul etmedi.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : İsrafil a.s.,Cebrail a.s.,Yerin Hazineleri,Anahtar,Çığlık

GÖZLERİNİ NAMAHREME ÇIKARAN KADIN

 

 

Hasan Basri hazretleri bir menkıbesinde der ki: “Ben gençken oyun ve eğlenceye düşkün biriydim. Eğlence yerlerine gider zamanımı geçirirdim. Bir gün bir kadını gördüm. O kadar güzel gözleri vardı ki gözlerine aşık oldum ve onu birkaç kez takip etmeye başladım. Bir gün onu takip ederken evinin yakınındaki bir sokakta onu takip ettiğimi fark etti ve durdu. Yanına gittim. Bana “Beni niye takip ediyorsun?” diye sordu. Ben “Gözlerine aşık oldum!” dedim. Kadın “Öylemi” dedi. Evet dedim. “Öyleyse beni burada biraz bekle” dedi ve gitti. Evinin semt ve şeklinden zengin biri olduğu belliydi. Biraz bekledim. Biraz sonra bir hizmetçi yanıma geldi. Elinde bir tas vardı. Tası bana uzatarak “Bunu hanım efendim size yolladı ve dedi ki ‘Ona söyle ki bir göz ki onda namahremin gözü var, O göz bana lazım değilTasa baktım tasın içinde bir çift göz!. Kadın gözlerini çıkarıp tasa koymuş ve bana yollamıştı. İrkildim ve dehşete kapıldım. Hemen oradan kaçarak uzaklaştım. Günler boyu kendime gelemedim. Allah’ım ben ne yaptım, neye sebep oldum diye vicdan azabı çekmeye başladım. Birkaç gün sonra evin yakınına gidip gözetlemeye başladım. Eve girip çıkanların olduğunu fark ettim. Birkaç gün sonra da evden ağlama sesleri duydum. Etrafa sorduğumda O kadının vefat ettiğini söylediler. Tarifi imkansız vicdan azabıyla kıvranmaya, kabuslar görmeye başlardım. Yemeden içmeden kesilmiştim. Ben neye sebep olmuştum! Bu vebalin altından nasıl kalkarım diye düşünürken bir gece O kadını rüyamda gördüm. Uçsuz bucaksız genişlikteki bir alanda dünyada bulunmayan bir tondaki yeşillikler, ağaçlar ve çiçekler arasındaydı. Yüzü güneş gibi parlak ve başında nurdan bir taç vardı. Huzur ve mutluluk içindeydi. Ona: Ne olursun beni af et!, hakkını helal et! Gözlerini kaybetmene ve Ölmene ben sebep oldum dedim. Bana “Ey Hasan Seni af ettim. Senin sayende Allah cc bana bu makamı verdi” dedi. Nasıl yani dedim. Bana “Ben Allaha olan sevgi ve korkumdan o hareketi yapınca Allah cc da emanetini benden çabuk alıp beni bu makama ulaştırdı. Yani sen sebep oldun. O yüzden sena hakkımı helal ettim” dedi. Sonra uyandım. Ve bu olayı hiçbir zaman unutmadım. Bu  olay tövbe etmeme Allah cc’nun yoluna girmeme neden oldu ve nihayet bu makama ulaştım.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Hasanı Basri,Göz,Tas,Eğlence,Hizmetçi