CÜNEYDİ BAĞDADİ VE ELMA AĞACI’NIN HİKAYESİ

                                        

Cüneydi Bağdadi ks. hazretleri aynı zamanda dayısı olan mürşidi seri sakati hazretlerinin yanında ilim ve hikmet tahsil ederken arkadaş, dost ve ihvan meclislerine gittiğinde sohbetlere katılır ama kimse onu pek dinlemez ve kale almazmış. Bu duruma fazla içerlemiş ve bir daha sohbet yapmayacağım diye kendine söz vermiş. İçi marifeti yaşama ve yaşatma aşkıyla öyle doluymuş ki bu durum onu bunalıma sokmuş ve bir hastalık gibi içini kemirmiş, insanlara kösmüş ve kabuğuna çekilmiş. Bir gün bir elma ağacına oturup sırtını dönmüş bir halde düşünürken bir ses “Ey Cüneyd!” demiş. Cüneydi bağdadi hazretleri etrafına bakmış ama kimseyi görememiş. İkinci kez aynı ses “Ey Cüneyd benim, sırtını dayadığın ağacım” Cüneydi bağdadi hazretleri irkilmiş. Ağaç “Kimse seni dinlemiyor diye mi üzgünsün?” evet demiş hazret. Ağaç konuşmaya devam etmiş. “Ben bir meyve ağacıyım. Sonbahar ve kış boyunca yapraklarım dökülür, kupkuru bir ağaç olurum. Ne kimse bana bakar, ne kimse benimle ilgilenir. Ama ne zaman ki baharla birlikte dallarım çiçek açar, filizlenir ve meyveye durur sahibim gelir dallarıma çıkar dallarımı ve gövdemi sallaya sallaya meyvelerimi döktürüp toplar. Çıkamadığı ve düşüremediği dallarımdaki meyveler için sırık uzatarak dallarıma vurur onları da toplar. Çiçeklerim kopar, dallarım kırılır. Sahibim gidince bu kez çocukların bir kaçı gelir bir kaçı gider. Kimi dallarıma çıkar kimi meyvelerimi taşlar, Kuşlar gelip meyvelerimi gagalar, kurtlar  meyvelerimde yuva yapar. Bana hiç dokunmadan geçen yolcular bile defalarca dönüp dönüp bana bakar ve öylece geçer giderler. Derken tekrar sonbahar gelir ve unutulur terk edilirim. Ta ki bir daha ilk bahar gelinceye kadar. İlk bahar gelince tekrar çiçek açma, meyve verme eziyet ve cefa çekme aylarım başlar. Ama ben, her yıl bu kadar eziyet çekiyorum, bu kadar faydalı olmama rağmen bu kadar aşağılanıyorum diye, kıymetimi kimse bilmiyor diye mesleğimden vazgeçmiyorum. Başıma gelecekleri bile bile yine çiçek açıyor yine meyve veriyorum” demiş. Cüneydi Bağdadi hazretleri bu sözleri elma ağacından dinlemesine rağmen yine de sohbet etmemiş. Bir gün mürşidi Seri Sakati hazretleri ona “Ey Cüneyd artık çıkıp insanlara sohbet et!” diye emretmiş ama emri yerine getirmemiş. Derken Efendimiz s.a.v. görünmüş ve “Ey evladım çıkıp insanlara sohbet et!” diye buyurmuş. Emir büyük yerden gelince Cüneydi bağdadi hazretleri Seri sakatiye “Ben sohebt edeceğim” demiş. Mürşidi “Tebessüm ederek hani sohbet etmeyeceğini söylemiştin” demiş. Cüneydi bağdadi hazretleri “Peygamber efendimiz emretmeseydi yine sohbet etmeycektim” demiş. Sonra şehir dışında boş bir meydanda sohbet için kürsü kurulmuş. Sohbeti dinlemek için kabalık bir  insan gurubu toplanmış. Cüneydi bağdadi hazretleri kendi kendine “Eğer sohbeti dinleyenler içinde en az kırk alim yoksa sohbet yapmayacağım demiş. Sohbet yerine geldiğinde kırk alimin hazır olduğunu görmüş. Sohbete başlamadan ünce Efendimizi s.a.v görmüş. Efendimiz ona ağzını aç demiş o da ağzını açınca üstüne okuyarak mübarek tükürüğünü ağzına üflemiş. Sonra Hz. Ali r.a da ona görünüp aynısını yapmış ve Cüneydi bağdadi hazretleri sohbete başlamış. Sohbet ilerledikçe aşk ve marifetin ince derinliklerine öyle bir dalmış ki o kırk alimden ikisi can teslim etmiş, onu akıl atıp çöllere düşmüş kalan yirmi sekizi de düşüp bayılmış.

Yorum Yaz